Sürünün Kuralları

«Sürülerin nasıl yönetildiğini anlatacağım şimdi. Allah’a sırtını dönen kitleler, elbette başıboş davarlar gibidirler: çobanlara ihtiyaçları vardır güdülmek için! Akıllarını kullanmazlar çünkü onlar; yalnızca hayvanlar gibi yönetilmeyi beklerler!

Sürü der ki: ‘ Biz kendi kendimizi yönetemeyecek kadar aciz yaratıklarız, bizleri yönetmek için birileri gerek!’ Böyle der de sürü sevinir bu acınacak duruma! ‘Eskiden,’ der sürünün yaşlıca üyeleri, ‘krallar ve zalim hükümdarlar yönetirdi bizleri; şimdi ne mutlu ki kendimiz seçmekteyiz bizleri yönetenleri!’

Koyunlar kendi başlarına yaşayamazlar, bir çoban gereklidir onlara: korunmak için kurtlardan! Ve bir çoban gözetir onları, ama büyük bir gerçek vardır ortada! Ne kadar cahil olursa olsun bir çoban, elbette üstündür tüm koyunlardan! Kurt saldırırsa sürüye, hemen koşup yardım çağırır ve kurtarır koyunların hayatlarını böylelikle!

İnsanlar ise şöyle derler: ‘ Bizden biri olmalı bizi yönetecek olan!’ Bu, tarihteki en büyük yanılgıdır; elbette koruyup gözetemezdi koyunları, aralarından biri olsaydı çobanları!

Ben şimdi diyorum ki: Ben istemiyorum bu düzeni! Gururuma yediremediğim için değil yönetilmeyi! Ama hakkımda biri karar verecekse, en azından benden çok daha öte olmalı yapabilecekleri!>>

“Peki,” diye sordu Tilbe, “biz seçmeyelim mi bizi yönetecekleri? Nasıl özgür oluruz o zaman?! Krallar yönetse bizi daha mı iyiydi?!”

<<Hayır!>> diye yanıtladı Doğan, <<Krallar yönetsin bizi demiyorum ki! İstediğim tek şey beni yönetecek olanın benden daha öte olması! İnsandan öte bir güç olmalı hepimizi yöneten, ancak o zaman korunabiliriz çünkü her türlü tehlikeden! >>

“En iyi yönetim biçimi,” diye sordu şimdi de Tilbe, “halkın kendi kendisini yönetmesi değil mi yani?”

<<Yönetilmesi gerekiyorsa insanların, bu, yalnızca aczini kanıtlar insanın[1]!>> diye yanıtladı bu sitemi Doğan hiç gecikmeden, <<Ya yönetilmemeli insan, ya da onu yöneten yine onun gibi aciz bir insan olmamalı!

Herkes istediği gibi davranırsa kaos çıkacaktır ortaya: bu yüzden de mutlaka yönetilmelidir insan!>>

<<Peki kim yönetecek öyleyse bizleri?!>> oldu bu kez Tilbe’nin güzel dudaklarından halının üstüne dökülen isyan! 

<<Tabi ki bizleri hiç yoktan yaratan!>> diye yanıtladı bu isyanı Doğan, <<Elbette en adil, en yüce olan! >>

“O zaten yönetmiyor mu Dünya’yı?” diye sordu Tilbe en ûkala ses tonunu takınarak ve kendinden oldukça emin bir bakış fırlatarak ekledi, “Her şeyi o yönetmiyor mu?”

<<Hayır! O yönetiyor olsaydı, bu kadar rezalet bir yer olur muydu hiç Dünya? Bu pisliği mi layık göreceğiz yüce Yaradan’a?! Elbette o yönetmiyor Dünya’yı! Hepimizi para denen sahte tanrı ve ona tapanlar yönetiyor artık!

Sanma ki insanlar kendileri seçmektedir onları yönetecek olanları! Adayları bile, tanrıları olan para belirliyorsa eğer, nasıl söz edilebilir herhangi bir özgürlükten?!

Dünya’yı avucunda tutan tek güç para denen sahte tanrı artık! Ve ona sahip olmak için en büyük gaddarlıkları sergileyenlerdir halkı yöneten! Sanma ki halk kendi kendisini yönetmektedir; halk sadece zavallı bir piyondur bu fırtınalı satranç tahtasında! Parasının fazlalığına göre dağıtılır diğer tüm unvanlar! Fil attan zengindir bu düzende, kale filden, vezir kaleden ve nihayet şah zengindir elbette vezirden!

Tek amacıdır bu düzenin şahı korumak; bu yüzden feda edilebilecek hiçbir piyonun önemi yoktur! Gerekirse atlar da gider, filler de, kaleler de! Ve vezir bile gider icab ettiğinde; yeter ki şaha bir şey olmasın!

Şah giderse de, hiç vakit kaybetmeksizin yeni bir şah gelir ve değişen yalnızca isimler olur; herkes hiçbir şey olmamış gibi tahtadaki yerini alır ve yeni şahı korumaya başlar!

Şah, zenginliği ile şah olmuştur; yoksa kim ister bu can pazarında piyon olmayı! Yaradan insanı tek yaratmıştır; oysa unvanları insanlar kendi kendilerine sahiplenmiştir! Yaradan için ne at vardır ne de fil, ne şah vardır ne de vezir: herkes âcizane birer piyondur! »

Uzun süren sessizliğini bozarak «Bunları hiç bu açıdan düşünmemiştim…» dedi Tilbe ve yeni bir şeyler keşfetmiş olmanın getirdiği sevinçle sordu: «Peki şimdi ne yapmalı? »

«Yapılması gereken ortada!» diye yanıtladı Doğan bu zor soruyu, «Çok önceleri bildirilmiştir bizlere Dünya’nın nasıl yönetilmesi gerektiği! Bize düşen, bizden üstün olanın buyurduğu şekilde yönetmektir kendimizi; elbette gerçek mutluluk ortadadır, oradadır gerçek kurtuluş!»  

«Şimdi sen şeriatla mı yönetilmeyi öneriyorsun? » diye şaşkınca sordu Tilbe, içine düştüğü hayret gözbebeklerini büyütmüştü, «Bu resmen delilik: demokrasi dururken şeriatı seçmek!»  

«Bu şeriattan ne anladığına bağlı!» diyerek yanıtladı Doğan, «Bazı insanlar yanlış uygulamalar yaptılar diye bunun sorumlusu Yaradan değildir ki… Atomu bölmek çok şey kazandırır insana: güç ve enerji kazandırır! Nükleer santraller yapıp, enerji ihtiyacını en ucuz şekilde karşılayabilirsin; tabi istersen ondan bomba yapıp bir anda yüz binlerce insanı öldürebilirsin de! Ama birileri bomba yaptı diye, “Atomu bölünmesi deliliktir!” diyemezsin!

Aynı şey şeriat için de geçerlidir. Ben şeriat derken kelle kesmeyi kastetmiyorum! Diyorum ki: Bizleri yönetecekleri yine biz seçelim, biz verelim onlara yetkilerini ama bu kez kendi maddi çıkarları doğrultusunda değil; Yaradan’ın buyurduğu şekilde yönetsinler bizi! Yani Yaradan yönetsin hepimizi!

Savaş olmaz o zaman; insanlar cinayet işlemek için birbirleriyle yarışmaz! Bir canı tüm insanların canı sayan Yaradan’ın adaleti cinayete göz yummaz!

Fakirlik olmaz o zaman; Yaradan’ın bolca verdiği nimet eşitçe paylaşılır! Aç yatmaz hiçbir insan, Dünya’nın nimetleri, açgözlülerce yağmalanmasa, en az on kat daha insana rahatlıkla bakar!

Mutluluk ve huzur kol gezer o zaman sokaklarda; insanlar para uğruna şereflerini satmaz!»

«Söylediklerin en ideal yaşam şekli, ben de katılıyorum buna!» dedi Tilbe, «Ama ya laiklik?! Herkes zorla inanmak zorunda kalır o zaman Allah’a!»

«Yaradan’dan öte hoşgörüyü hiçbir yerde arama!» dedi Doğan, «Yaradan’ın kitabı, ‘İnanmayanı öldürün!’ buyurmaz! Laiklik oradadır asıl, Allah kendisine inanmayanların, inandıkları tanrılara bile sövülmesini yasaklar! Laiklik budur, hoşgörü budur! Kimse zorlanmaz ne inanması ne de inandığını inkâr etmesi için!
İnanmayanın lokması elinden alınmaz; sanma ki inanan inanmayandan daha fazla yararlanabilir Dünya nimetinden! Her insan eşittir! Var mı bundan daha güzel bir dünya düzeni?! Varsa eğer ben uzatmaya hazırım onun karşısında aciz kellemi!

Bir ülke için değil, bir ulus için değil, tüm insanlık için istiyorum ben en adil yönetim şeklini! »

«Ama…» dedi Tilbe, « böyle öğretilmedi Allah’ın kitabı bize!»

«Paraya sahip olanlar bu yüzden istemez işte, Allah’ın kitabının okunmasını!» dedi Doğan, «para dedikleri kâğıt parçaları ile hükmettikleri insanlar ayaklanır da, Allah’ın yüce adaletini isterler diye korkarlar!

Sınırları onlar çizdi haritalara; Allah sınır çizmemişti ki Dünya’yı yaratırken! Şimdi yırtılıp atılmalı tüm haritalar: çünkü hiçbir anlam ifade etmiyor çizdikleri sınırlar! Tüm insanlar en yüce adalete teslim olmalı; bozmamalı kimse bu hassas mizânı[2] !

Yalnız sınırlar değil; mülkiyette kalkmalı! Tüm mülkün sahibi olan Yaradan nasıl buyurduysa mülk öyle paylaştırılmalı: yani adaletle! Kimse ihtiyacından fazlasına sahip olamamalı! Çünkü budur asıl bozguna sürükleyen insanlığı![3] »

«Tüm bunlar komünizmin ilkeleri diye biliyordum,» dedi Tilbe, « yanılıyor muyum yoksa?!»

« Evet, » diye yanıt verdi Doğan, « komunizm başarısızlığa mahkûm ettiyse kendisini, bunun tek nedeni Yaradan’a sırtını dönmesiydi!

Oysa Allah’ın kitabı tüm istediklerinden de fazlasını vaad etmişti onlara! Yazık; insan olmanın aczini kabullenip Yaradan’a sığınacaklarına, kibre kapılıp İblis’i yoldaş edindiler kendilerine! Hepsi birer dahiydi ve İblis en çok bilenle uğraşır! Ne işi var İblis’in cahille, ahmakla; cahiller zaten gönüllü itaat ederler ona! Zekiler ise İblis’in tuzakları ile boğuşurlar durmadan; çünkü Yaradan aklını en fazla kullanan insanları alacaktır ilk önce cennete ve İblis’in tek amacıdır yandaş toplamak cehennemine!

Evet, neredeyse mükemmeldi komünistlerin öğretileri; bir tek konuda yanıldılar ve ne yazık ki hayatın omurga noktasıydı yanıldıkları yer: Allah’a sırtını dönen hiç kimse daha başarılı olamamıştır tarihte!

Ve onlardan binlerce yıl önce açıklamıştı Allah yeni icat ettiklerini sandıkları yönetim şeklini! ‘Eski bir çöl kitabı’ deyip sırtlarını dönmeselerdi elbette çok daha büyük bir minnetle anacaktı tüm insanlık komünistleri! Ancak tüm dünya gördü ki; yalnızca bir ütopyadan ibaretmiş önerdikleri yönetim biçimi! »

« Allah’ı reddettiği için değil; insanın bencilliği yüzünden ütopya olduğu iddia edilirdi komünizmin! Garip doğrusu, insan bencil olduğu için çökmedi mi bu hayat sistemi?! »

«Hayır, » diye yanıtladı Doğan, « bencil değildir ki insan, öyle ise kusurludur yaradılışı ve kusur aramamızı gerekir onu Yaradan’da! Oysa insan kusursuz yaratılmıştır; bencillik taşımaz kanında! Onu bencilleştiren içinde yaşadığı sürüdür! İblis de durmadan destek olur bu günaha; çünkü onunla birlikte cehenneme ilk gönderilecekler bencillerdir!

Bencillik, bir yaradılış özelliği değildir insanın; onu bencil hale getiren para ve paranın satın alabildikleridir! Peki ne satın alabilir para; kucak dolusu günahtan başka?! İnsana sahiplenmeyi öğreten bencilliği değil nefsidir! Her şeyden önce kendi nefsi ile savaşmak zorundadır insan ve bu öyle bir savaştır ki; son ana kadar ne kazanmak mümkündür ne de kaybetmek!
İnsana bencillik öğretilmiştir, nefsiyle savaşmak yerine, nefsini doyurmak için onun her emrine boyun eğmesi ve bu uğurda diğer her şeyi feda etmesi öğütlenmiştir! Sürü öğretmiştir bunu insana, İblis de alkış tutmuştur bu soytarılığa!

Paraya tapanlar, her şeyi bu dünya malına sahip olmak için yaparlar, oysa yedikçe acıkan tek canavardır insanın nefsi! »

* * *

« Bu sürü yalnızca sömürülerek yönetilir; sürüyü güden çobanlar koyunların önce yününden sonra sütünden ve nihayet etinden yararlanırlar! Sürü büyüdükçe zenginleşir çobanlar ve zenginleştikçe artar güçleri!

Sürüyü yöneten çobanlar sıklıkla din perdesi arkasına saklanırlar! Bazen imam derler onlara, bazen haham, bazen de papaz; ama çobandır hepsi sürüyü sömürmeye çalışan!

Bunların hepsi Allah yolunda gözükürler de, durmadan barikatlar kurarlar insanla Allah arasına!

Din perdesinin ardına saklanan bu çobanlar büyük adamları dahi güderler; bazen kral denir bu büyük adamlara bazen de devlet başkanı!

Paraya tutkundur bu düzen:  bir insan Allah’la senin arana girebileceğini söylüyorsa bil ki yalancıdır, bil ki sömürmeyi ister seni! Adı ne olursa olsun, hepsi sürünün uyanmasından korkan çobanlardır; sürü uyanmasın diye akla hayale gelmez soytarılıklar denerler! Allah’tan korkuturlar insanı; oysa Allah korkulacak değil aşkıyla yanılacak olandır! Allah korkusundan inananı değil, samimi aşkıyla ona yanaşanı sever!

Bu çobanlar, Allah’ın kitabını okur gibi yaparlar da kandırırlar sürünün tüm üyelerini! Kimse okumasın isterler ilahi mesajı, okusa bile kimse anlamasın! Anlaşılırsa bozulur bu çobanların fiyakası, kazanç kapıları kapanır, tükenir bir kılıç gibi sürünün boynuna vurdukları güçleri!

Sürünün bunların hiçbirine ihtiyacı yoktur; en bilgilisi en cahilden daha cahildir! Allah’a tapınır gözüküp paraya tapınır onlar! »


1 Bkz. Nisâ / 28. “Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek ister; çünkü insan zayıf yaratılmıştır.”
2 Bkz. Rahman, 7 – 9
3 Bkz. Mülk, 1 – 4