Eğitim Hapishanesi

«İçinde yaşadığımız düzenden bahsedeceğim şimdi sana.» diyerek başladı konuşmasına Doğan.

«Bu düzen eğitim denen hapishane ile besler sahiplerini; köle gerek efendilere, düşünmeyen insanlar gerek!

Çekip alırlar bir sabah vakti tüm çocukları sıcacık yataklarından, sıcacık düşlerinden ve sıcacık umutlarından! O sabah, kimisi annesinin ellerine yapışıp ağlar korkudan, kimisi ahmakça bir sevinçle çırpınır! Hepsinin üzerinde aynı kıyafetler vardır; ‘önlük’ derler bu kefene burada, üniforma derler bazen, ve böylece ‘herkesin aynı olması gerektiğini’ daha ilk günden öğretmeye başlar düzen.

Evet, ‘okul’ derler bu cehenneme, ‘lise’ derler bazen, ‘akademi’ derler kafalarına estiğinde! Çift sıra halinde dizip tüm masum çocukları geniş bahçeye, sahte bir gülücükle selamlarlar onları ve tüm çocuklar tek bir ağızdan ‘Sağol’ diye bağırır.

Evet, cehenneme ilk adım attıkları gün, zebaniler de aynı sahte gülücükle selamlayacak tüm günahkârları ve onlar yine tek bir ağızdan ‘sağol’ diyerek kabullenecekler her şeyi! Okula ilk başladıklarında, hepsi çocuktur daha; saf ve tertemizdir! Aralarında en yaramaz olanları bile cennetliktir. Ufacıktır avuçları, elleri tertemizdir! Dudaklarından dökülen her kelime, sorgusuz – sualsiz şiirdir!

Ama okula başlamalarının daha ikinci günü, büyük bir kederle aralar Kirâmen Kâtibin[1] melekleri onların yüzleri gibi temiz günah defterlerini ve bu çocuklar daha okuma yazma bile öğrenmeden tanışırlar kocaman günahlarla! Bilmezler ‘kabullenmenin’ en büyük günah olduğunu ve ruhlarının son hızla bu günahın içine savrulduğunu! Çünkü köle gerek efendilere, paranın sahiplerine kabullenen insanlar gerek; düşünen ve sorgulayanlar yerine!

Okula başlamalarının üzerinden çok geçmeden, pek bir farkları kalmaz bu insanların hipodromlardaki yarış atlarından! Ama onlardan daha şanslıdır yarış atları; hiç olmazsa tek bir jokey biner onların sırtına ve asildir hepsinin soyları! Okul cehennemine gönderilen bu insanların sırtına ise herkes biner; herkesin elinde bir kamçı, bu insanları döver! Öğretmenler ayrı vurur kırbacı, anne-babalar ayrı, devlet ayrı döver sırtlarını, toplum ayrı… Ve böylece öğretilir tüm insanlara, paranın değişmez kanunları!

Hepsi hayatlarının en verimli yıllarını, bu hapishanelerde ‘kabullenmeyi’ öğrenerek heba eder! Sanırsın ki derse girerler, sanırsın ki ilim hakkında en ufak bir şey öğrenirler! Evet, tüm dersler oyalamadır, ‘düşünmeden kabullenmeyi’ öğretmek için arkasına saklanılan paravandır! Ama kolay değildir insanın, insanlığını unutması; bu yüzden onyıllarca sürer bir insanın bu hapishanelerden kurtulması!

Öğretilen hiçbir şey yoktur; ne biyolojinin öğretilmesi gereklidir orada ne de matematiğin, tek gerekli olan şeydir disiplin! Disiplin dedikleri insanları zorla soktukları çıkmaz sokak, disiplin dedikleri hayatın saplandığı hiyerarşik batak! Bu yüzden yeterlidir onlar için, sabah erkenden gidip, akşama kadar sergilenen soytarılığa göz yummak!

Sınav derler orada işkencelerden en büyüğüne, kendisini âlim sanan zavallı cahiller, ne kadar saçma soru varsa hepsini yazarlar alt alta ve sınav kağıdı diye koyarlar boyunları disiplinle eğilmiş insanların önüne! Düşünmemeyi öğretmektir amaçları; bu yüzden ne kadar gereksiz şey varsa ezberletirler ve ezberlemeyi reddedenlere okulun kapısını gösterirler! Ya ezberleyeceksin ya da defolup gideceksin!

Artık orada her genç kız manken olmak ister, artist olmak, güzel gece kıyafetleri giyen bir şarkıcı olmak; ve girmek böylece paraya hükmeden bir erkeğin kirli koynuna ve bedenini pazarlayarak sahip olmak rahata!

Artık orada her delikanlı, ünlü bir şarkıcı olmak ister, fabrikatör olmak ister; hükmetmek için paraya ve sahip olmak için güzel bedenlerini pazarlayan kirletilmiş genç kızların şehvetli vücutlarına!

Kimse ilim peşinde koşmaz artık; ilk derste öğretilir daha: ‘İlim de neymiş paranın karşısında?! Hangi ilim adamı hükmetmiş paraya, söyleyin hangisi güzel bir kızı alabilmiş koynuna?! Hangisinin kapısında nöbet beklemiş magazin muhabirleri?! Hangisi için deliler gibi çığlık atmış ve kendisini paralamış halk?! Siz bırakın ilimi, bilgiyi, ve sevgiyi; önünüzde kocaman bir yarış var, biran önce açın gözlerinizi! Hanginiz daha çok para tutarsa elinde, o alacak en güzel kızları koynuna! Onun önünde eğilecek insanlar en fazla, ona saygı duyulacak, o yüceltilecek sahte bir sevgiyle! Bu yüzden çalmayı çırpmayı öğrenin ya da öğrenenlere hizmet etmek için boyun eğin!’

Durmadan tekrarlarlar rezil öğretilerini, ‘Ya zengin olunmalı’ derler ‘ya da köle kalmalı!’

Böylece, yaratıldığında haşmeti ile tüm melekleri önünde secde ettiren insan[2], zayıflığı ile paranın önünde secde etmeyi öğrenir! İşte en büyük başarısıdır bu İblis’in!

Seneler boyunca bu işkencelere dayanabilenlere, sanılmasın ki ermiş derler, sanılmasın ki onları ihya ederler; onlara topu topu bir kağıt parçası verirler!

Diploma derler bu uzun metrajlı rezilliğin süslü belgesine! Evet, en güzel senelerini bir kağıt parçasına sahip olmak için harcar bu insanlar, ama şaşmamak gerek buna; alelade bir kağıt parçası değil mi sanki daha bir ömür boyu peşinden koşacakları para da! Sanılmasın ki bir insanın bir şeyler bildiğini kanıtlar verdikleri diploma; yalnızca sistemin efendilerine şöyle buyurur: ‘Bu kağıdın sahibi, yıllar süren acımasız işkencelerin ardından, her söylenene boyun eğmeyi öğrenmiş bir köledir! Artık istenildiği kadar sömürülebilir; tabi hâlâ kaldıysa sömürülecek bir yeri!’

Bir insan, kültür sahibi olmaz o okullarda, bilgi sahibi olmaz; yalnızca boyun eğmeyi öğrenir, susmayı ve düşünmemeyi! Bu yüzden, kendilerine köle ararken, ilk olarak diploma denen bu kâğıt parçasını arar paranın sahipleri! Evet, pek de farkı yoktur diplomaların tuvalet kâğıtlarından; hatta ikincisi çoğu zaman daha da işlevseldir ilkinden!

Peki, yırtıp atmalı mı şimdi bize verdikleri bu diplomaları, yoksa tuvalet kâğıdı olarak mı kullanmalı? Yakıp yıkmalı mı şimdi tüm bu okulları, yoksa tımarhane mi yapmalı binalarını?! Hayır! Yırtılması bir şey kazandırmaz bizlere o diplomaların, okulların yakılması bir şey kazandırmaz! Okul gerek bize, ilim yaymak için, gerçek sevgiye layık olmak için. Okul lazım bize, varolduğumuzun bilincine varmak için! Ama değişmeli bu sistem! İlim yayan bir virüs olmalı artık okullar ve öğretmenler hiç acımadan vurmalılar ilim iğnelerini öğrencilere!

Basit bir kâğıt parçasına sahip olmak için değil, sistemin efendilerine köle yetiştirmek için değil, insanlığı bir adım daha ileriye götürmek için kullanılmalı okullar! Binalarını yıkmak kolaydır, ancak o binalarda insanları zehirleyen zihniyeti yıkmaktır asıl önemli olan! Bina hemen yıkılır ve yıkıldığı kadar hızlı yapılır; ama yeni bir sistem kurmaktan bile zordur, yüzyıllardır derinlere kök salmış bir sistemi yıkmak! » 

<<Peki ya üniversiteler ve özgür bilim? >> diye sordu Tilbe…

Gülerek yanıtladı Doğan bu soruyu…

<<Bilim dedikleri, hiyerarşik bir işkence süreci değil midir sanki kendilerini âlim sanan zalimlerce durmadan haykırılan! Bilim, “bilmek” ile ilgili değildir artık, yalnızca unvan peşinde koşan zavallıların tekelindedir toplumun ilerleyişi!
Bilmek ve böylece yükselmek değil, susmak ve acımasızca sırtına çıkmak gerekir diğerlerinin, “bilim adamı” olabilmek için! Bir iddia öne sürebilmek için bir kişi, önce yıllarca onların “akademi” dedikleri “işkence tezgâhı”ndan geçmeli!  Yoksa hiç kimse dinlemez söylediklerini! 

Eğer onların okullarını reddetmişsen ve lanetlemişsen rezil öğretilerini, yok sayarlar seni; evet, çok ustadırlar kulaklarını kör tıpalarla tıkamakta!
İnsanlığa gerçek bir bilgi sunmak değil; yalnızca “diploma” dedikleri kâğıt parçasıdır orada da önemli olan! Öne sürdüğün gerçek ne olursa olsun önce “akademi”de kanıtlamalısın kendini! Ve boyun eğmelisin onların diploma ile süslenmiş cehaletlerine!

Oysa bilim kimsenin tekelinde değildir ve kendisini insanlığa kanıtlamalıdır; akademi denilen bağnaz çevreye değil! >>


1 Bkz. Kaf / 17. “İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar.”
2 Bkz. Araf / 11. “Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Âdem'e secde edin! diye emrettik. İblis'in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı.”