Narkoz Gibi Bir İhanet

Kırmızı şarap değil; narkoz gibi bir sevda damlıyor, şeffaf bir şarap kadehi olmuş dudaklarından! Ve narkoz gibi bir ihanet sunuyorsun bu gece bana… “10’a kadar say sevgilim” diyorsun; derin derin nefes al…”

bir:

Yeni bir metresle, eski bir aşka başlar gibi uyanıyorum artık her sabah ve duman duman gözlerimin önünden acı dolu bir karmaşa akıp gidiyor… Gözlerimden fışkıran hiddet ve öfke sanki bir katile saplanan pis bakışlar gibi saplanıyor içime!

   

Terk Ettiğimiz Kendimizdik

Evrenin en görkemli Mayıs’ı   yerini yazın uzun ve sıcak günlerine bırakırken, aniden bir uğultu fışkırmaya başladı, gözbebeklerimizin fay hatlarından…

 Gümbür gümbür küfürler yağdırıyordu gece içimizde gizlemeye çalıştığımız çocuğa… Sen, küçük bir kız çocuğuydun daha ayrılığı, “Evcilik bitti!” sanan! Ben, büyümekten ölesiye korkan bir çocuktum terk edilmeyi “ilk kez” tadan!

Senden arta kalanları nasıl taşısın şimdi bu şehir?

   

Ölümsüz Sevgiler Sunağı

Giderken bana bıraktığın yalnızlık, kudurmuş bir sarmaşık gibi hızla tırmanıyor şimdi içimi! Ve ben tüm şehirlerin adlarını unutmuş bir gezgin gibi ardı ardına başıboş çağrışımlar sıralıyorum şimdi…

Dört dörtlük yazdım gidişine… Tüm dörtlüklerin üstü örtük, tüm mısraların baş harfleri küçük! Dört örtü örttüm yüzümdeki kedere, dört nala saldırırken gözyaşlarım, bakışlarında sakladığın o eski Mezopotamya şehrine…  Dört ömür törpüledim bakışlarında, dört dönüp ölümsüz sevgiler sunağında, susuzluğumun suçsuzluğuyla yapıştım dudaklarına…

   

Sayfa 2 / 2