Mutluluk Otobanları

Uzun zamandır süre gelen yalnızlığın ve bunaltıcı düşüncelerinin seni yorgun düşürdüğünün farkına varıp, oldukça uzun süreceğini iyiden iyiye belli etmeye başlayan ıssız geceye katlanabilmek için koyu bir kahve hazırlamaya karar verdiğinde gece şehrin üzerine kapkara bir tabut gibi örtülmüştü. Saatlerdir hiçbir şey yapmadan oturduğun tek kişilik yatağın üzerinden kalkıp mutfağa yöneldiğinde, elbette birazdan olacakların hiçbirisinden haberdar değildin…

Yolunu şaşırmış bir hayalet gibi mutfağa yavaşça girerek kahve makinesini açıyorsun, ayak parmaklarının üzerinde güçlükle sıçrayıp üst rafta duran kahve kavanozuna uzanarak, içinden üç koca kaşık kahveyi makineye koyuyorsun.

   

Doğanın Kanununu Yazsam Yeniden

Çantandan defteri çıkartmak için sağ tarafına doğru eğildiğinde dikkatlice bakma fırsatı bulduğun bu yabancı, uzun ve gri, kalın kumaştan bir palto giymiş, esmer ve geniş omuzlu, yirmili yaşların ortalarında gösteren bir delikanlı… Bir an önce oradan kalkıp gitmeyi düşünsen de, kendini sanki banka çivilenmiş gibi hissediyorsun ve çantandan çıkarttığın defterin kapağını aralayarak, gözlerini delikanlının üzerinden çekmeye çabalıyorsun.

Etrafta hiç kimse gözükmemesine rağmen, bu herifte nereden çıktı şimdi? Neden gelirken ayak seslerini bile duymadın? Hem havuzun etrafındaki tüm diğer banklar bomboşken neden gelip senin yanına oturdu?

   

Dünya’ya Açılan Pencereler

Binlerce soruyu arka arkaya sıraladığın o uzun gecenin sabahı yine erkenden okula gidiyorsun ama gel gör ki öğleden sonraki derslere bile girmeden, soluğu okulun kütüphanesinde alıyorsun…Okula geldiğinden beri ikinci kez geldiğin kütüphane binası, beş kat üzerine kurulu geniş bir yapı ve bazı dedikodulara göre 47.000 kitap içeriyor. Sen ise bu kez başına gelen bu garip olayların doğurduğu sorulardan en azından birine anlamlı bir yanıt aramak için geldin kütüphaneye.

Öncelikle ansiklopedilerin olduğu raflara göz atıyorsun, parmaklarını kalın ansiklopedilerin bez ciltlerinde kısa bir süre gezdirdikten sonra bir cildi hızla çekip alıyor ve rafların yakınındaki masalardan birine oturuyorsun. Önce etrafına geniş bir korkuyla bakınıyorsun, yasadışı bir iş yapıyormuş gibi hissediyorsun kendini ve görüldüğü kadarıyla senin bulunduğun ikinci katta kütüphane görevlisi iki – menopozlu -  kadın ve birkaç öğrenci haricinde kimse yok.

   

Saf Aklın Yolculukları

Gözlerine çarpan gün ışığı seni uyandırdığında, gözlerini açamadan kolunu uzatıyorsun: boşluk! Göz kapaklarını hızla açıyorsun: boşluk! Gitmiş! Kahretsin! Hızla yataktan fırlayıp üstünü giyiniyor ve evin her tarafına göz atıyorsun, Cem’den en ufak bir iz bile yok! Odaya dönüp siyah kaplı defterini açıyorsun ve uzun zamandır ilk kez yeni bir mesajla karşılaşıyorsun!

“Ruhlar yalan söylemez birbirine!”

   

Acı Otobanlarında Son Sürat

Hızla oturduğun yerden kalkıp Cem’in arkasından koşarak ona yetişiyorsun ve onunla birlikte cafeden çıkıyorsun ama kısa süren bir kararsızlığın ardından ters yönlere doğru ilerliyorsunuz! Neyse ki otobüs erkenden geliveriyor ve sen de duyduklarının perişan ettiği bedenini hemencecik eve atıveriyorsun! Eve girer girmez kendini yatağa bırakıyorsun ve tavana bakarak düşünmeye başlıyorsun! Tek istediğin Cem’in söylediklerine bir anlam vermek ama olmuyor! Olmuyor! Olmuyor!