Mitomaniye Giriş

Sen ve ben, iki ayrı özne; sahnesi şehir olan bu yaşam tiyatrosunda! Şehir hırçın, şehir katil, şehir bir yangın! Sen ve ben, “biz” olmaya çalışan iki acemi aleviz bu şehir yangınında! Düşler, tanrılarla sevişen tanrıçalar, poligamik mitler ve mitolojinin son hızla mitomaniye dönüşmesi!

Evet, erimek budur, budur cehennem; yalanlarla yakılan bu çağ yangınında sen kibrit kutusu, ben ise ıslak bir kibrit çöpü! 
   

Korku Oyunu

Yalnizliğin kredisi en yüksek ders olarak okutulduğu, sokakları karanlık ve dar, akşamları intihara meyilli bir şehirde çocuk oldum ben! Aşkı yaşayamadan kovuldum okulumdan, kovuldum evimden, sokaklarımdan! Kovulmadım; çocuk başına istifa ettim doğduğum taşra şehrinden!

Çocukça hayaller kurmanın en büyük suçlardan biri sayıldığı yıllarda kuytu okul koridorlarında tanıdım âşık olmayı! Aşk zaten yalnızca çocukların kalkışabileceği bir delilik olarak yer almaktaydı tarih sahnesinde; bilmiyordum henüz, bilmiyordum hayatın bana hazırladıklarını!
   

St.Valentine’in Laneti

Elbette Şubat’ın ilk günüydü seninle karşılaştığımızda ve elbette Valentine’e lanetler okumak için gelecek tüm yüzyıllarda, 14 Şubat’a, hem de Salacak’a ayarlanacaktı ilk buluşma!

Hatırla! Binlerce yıl sonra karşılaştık yeniden, bir 14 Şubat sabahı, gösterirken avucumdaki tüm kum saatleri 11.30’u! Ruhum ilk yaratıldığı andan beri arayıp durmuştu zaten narin ruhunu. Bulduğumda sorusuzdu ruhun, teklifsizdi. Kocaman bir cevap olarak karşında duruyordu çünkü zavallı ömrüm!
   

Aşkın Camdan Merdivenleri

Azâzil’in Günceleri’nden çaldım elbette, kulaklarına fısıldadığım o muhteşem şiirleri! Hatırla; 2007 kapkara bir kâbus gibi örtmüştü üzerimi! Mutluluk, çoktan vize vermeyi durdurmuş çok uzak bir ülkeydi artık!

Aşk, hiç gidilemeyecek kadar uzak bir ülkeydi ki; orada 6 saat gündüz 365 gün gece! Yine de kollarından tutup sürükleye sürükleye getirirdim bu ülkeye GÜNEŞi duyunca bile senin ayak seslerini! Karanlık durmadan arttırırken çaresizliğimin şiddetini, merhamet dilenirdim senin zehirli dilinden; kanserli bir hasta gibi!
   

Bilirdim

Aniden gece oluverirdi, elim içki şişelerinin neminde üşürdü... Birazcık sarhoş olacak olsam birdenbire aklıma geliverirdin... Bilgisayarın masaüstüne resmini koyar, devasa gülümseyişine karşı kaldırırdım şişeyi: “Şerefe!”

Elim aniden telefona giderdi, zor dururdum aramamak için seni! Sanki arasam bana kızacaktın, yaramaz bir çocuk gibi azarlanacaktım! Korkardım, bana ne işte, korkardım! Telefonu bir kenara fırlatır ezbere bir sigara yakardım; aklım karışırdı! Karış karış ölçerdim içime (z)amansız çöken hasretini! Sen hiç habersiz, başka bir tene sarılıp uyurdun; ben mutlu olman için dua ederdim belki!
   

Gitme Döngüsü

Zamanı geldi; gideceksin! Önce özgürlüğünün peşine düştün! Yıllardır uğruna savaş verdiğin değerlerin tümünü bir kenara bıraktın!

Zamanı geldi; gideceksin! Neydi yetmeyen, sevgim mi?! Doyumsuzluk… Arayışlar… Heyecan ve saçma sapan bir mutluluk beklentisi sardı dört yanını! 

Zamanı çoktan geldi; gideceksin! Önce aynı yatakta iki yabancı gibi uyuyacağız! Sonra günlerce geveleyip ağzında, dayanamayıp vereceksin o kara haberi: “Başkası var!”
   

Metropolle Tanışma

Metropolde çocuk olmak, katil olmakmış! Önce kendi umutlarımdan başladım öldürmeye! Bir Bedevi kadar susuz, bir Eskimo kadar umutsuzdum! Kendimi döverek daldığım uykulardan, yüzümden damlayan kanları silerek uyandım! Her uyanışım küfürdü, küfürdü var oluşuma! Bu çocukluk bir an önce bitsin diye yalvarıp yakarırken büyüdüm! Çocukluk hiç bitmesin istenen bir güzel rüyaymış; büyüyünce anladım!
   

Unuttum Geçmişimi

Unuttum geçmişimi, çırılçıplak geldim sana! Utana sıkıla namaza duran bir günahkâr çocuk gibi öptüm dudaklarını!

Vazgeçtim yalanlarımdan, sürünerek geldim sana!

Kötürüm kalmış bir çocuk gibi koştum bakışlarına!

Edebiyattan tiksindiğim, şiirin yalan, romanın dolandırıcılık olduğuna inandığım anlarda utançtan yerin dibine girerek ilan-ı aşk ettim sana!
   

Başarısız Aşk Ameliyatları

Gittin! Gelişin değil, gidişindi anlatılması gereken uzun hikâye! Tedavisi mümkün bile değildi başlatırken, sonunu bir an bile durup düşünmediğin bu kanserojen aşkın! Vazgeçmek imkânsız, sürdürmek çok zordu… Önümüz cehennemdi, arkamızsa uçurum! Bir adım bile atacak olsak kopuverecekti bacaklarım… Hiçbir dilde yok karşılığı şimdi gözbebeklerimi tırmalayan bu acının!

Aklım duruyor böyle anlarda; örneğin gidişini anlatmaya kalkıştığımda! Karanlık bir odada yapayalnız kalmış küçücük bir çocuk gibi kendime sarılıp, sessizce sığınıyorum yanaklarımdan süzülen ılık gözyaşlarıma… En çok bu anlarda intihar geliyor aklıma! En çok böyle anlarda çıldırtıcı bir acı saplanarak içime darmadağın ediyor aklımı! Anlatamıyorum sana! Bildiğim hiçbir kelime yetmiyor içimde biriken acıyı aktarmaya!
   

Her Kaçış Kendini Yakalar

İnanilmaz bir kaçış plani yapıyorum şimdi her gece! Her gece biraz daha derin bir tünel kazıyorum kendi içime! Fikrim firarda, kendime doğru derin tüneller kazmaktayım, elimde yamulmuş bir çay kaşığıyla! Beş vakit ezan elli vakit salâ okunuyor bugünlerde İstanbul’da! Her gün elli defa ölüyorum, elli müezzin ayrı ayrı elli hüzünle okuyor salâmı! Bir Allah’ın kulu da gömmeye yanaşmıyor, durmadan ölüyor, ölüyor, ölüyorum! Kendi cesedimi yıkıyor, kendi mezarıma topraklar atıyorum!  

İşte tam bu anda sımsıkı yumup gözkapaklarımı, yuvarlıyorum Akineton(48) tabletlerini içimdeki şeytan yuvalarına! Ve bir yudum koyu kıvam zemzem gibi yeşile boyuyor kanımı Diazem… 
   

Sayfa 1 / 2