Komşunun Evi Yanarken Bahçede Mangal Yapamazsın

Uzun süredir içten içe ilerleyen bir sancıydı Ortadoğu... Her an gerilimin biraz daha tırmandığı ve bazen de kasten tırmandırıldığı bu coğrafyada artık Türkiye eskisi gibi konuların fersah fersah uzağında değil çatışmanın tam da göbeğinde buldu kendisini.

Barışçıl mesajlar ya da diplomasi ile çözüme kavuşma imkanını tamamen yitiren süreç Türkiye'yi ilk kez başka bir ülke ile birebir savaşma noktasına kadar sürükledi. Sürecin mimarları kimdir, bu olayları kim bu kadar sümen altı edip "Altı üstü bir avuç radikal terörist" diyerek hafife aldı ve IŞİD hangi ara bu kadar güçlendi? Şu an bu soruların hiçbir önemi kalmadı çünkü tartışacak vakit kalmadı.

Savaş kapımızın dibinde 150 metre ötemizde cereyan ederken 3-4 zırhlı araçla nöbet tutamayacağımız ve biraz sinirlenen halkın bile karşı tarafa geçmek için sınırı ihlal edebildiği tel örgülerin düşmanı durduracağı hayaline kapılamayacağımız gerçeği apaçık bir şekilde önümüze serildi.

Sayıları 1.5 milyonu çoktan geçen Suriyeli mültecilerin yaratması muhtemel sosyopolitik sorunlardan bile bahsedebilecek durumda değiliz. İnsani sorumluluklarımız bunu şu an konuşmamızın önünde büyük bir engel olarak duruyor. Bunu savaşı bitirdikten sonra tartışmak zorundayız.

Savaş Tercih Değil Mecburiyet Haline Geldi

Geçtiğimiz süreçte elinden geldiği kadar dış politika odaklı ve insani yaklaşımını sürdüren Türkiye artık meşru müdafaa kapsamında savaşın seyircisi değil birincil aktörü konumuna geldi.

Böyle karasal bir harekatın sonuçlarının hiç de hafifsenemeyeceği ve tahmin edilebileceğinden çok daha uzun süreceği apaçık ortada olsa da Türkiye hali hazırda kendisine yönelen bu büyük tehditle baş etmek için askeri güç kullanmak mecburiyetindedir.

Kısa sürede IŞİD'in dağılması, bertaraf edilmesi söz konusu bile edilemez ancak Türkiye'nin kara harekatına karar vermesi bile karşıt odakları caydırıcı olabilecek kadar önemlidir.

Bu nedenle Meclisin kısa süre sonra yenilenmesini görüşeceği Irak ve Suriye tezkerelerinin ardından gerekli adımların vakit kaybetmeden uygulamaya sokulacağını tahmin etmek hiç de zor değil.

Bu Savaşın Kazananı Olmaz

Bir fetih düşüncesiyle değil meşru müdafaa sebebiyle girişilecek bu savaşın kazananı olmayacaktır ancak her geçen gün biraz daha dozunu arttırarak gelişen sınır hattımızdaki kaos ortamına ciddi şekilde çeki düzen verecektir.

İçinde bulunduğumuz coğrafya vahşi yöntemlere ve İslam adına kalkışılan barbarlığa, kasıtlı çarpıtılmış Cihad adı altında gerçekleştirilen terörizme terk edilemez.

Rahmi VİDİNLİOĞLU / 27.09.2014