İnternetin Siyaseti

Her gün farklı bir gündem belirleyebilen Türkiye kadar başarılı bir ülke var mıdır gerçekten bunu çok merak ediyorum. Bazen olan olaylar o kadar tevafuk ediyor ki sanki gizli bir el tarafından yönetilen kocaman bir tiyatronun içine düşmüş gibi hissediyorum kendimi.

Gündem bu kadar hızlı gelişirken zaten kökten apolitik olan Türk gençliği her defasında türlü bahanelerle sokağa dökülmeye çalışılıyor fakat bu çabaların çok geniş halk kitlelerine yayılamadığını apaçık görüyoruz.
Her kim ne maksatla bunu körüklüyor konusunu konuşacak değilim ancak uygulanan propaganda yöntemi interneti tek araç olarak kullandığı için olayın bu tarafına odaklanmak istiyorum.
İnternet herkesin özgürce istediğini yazabildiği, istediğini çevresine paylaşma yoluyla iletebildiği gerçekten harika bir mecra. Bununla beraber klasik habercilik kalıplarının çok dışında, teknolojik imkanların da aşırı artması dolayısıyla elinde cep telefonu olan herkes anında bulunduğu yerden canlı görüntü yayını yapmaya başlayabiliyor. Bu durum bizi her şeyden önce haberin topluma ulaşmadan önce geçirmesi gereken editöryal süreçleri tamamen göz ardı ettiğimiz gerçeği ile karşı karşıya bırakıyor.

Klasik ya da en azından kurumsallaşmış medya organlarında haber hem sıcağı sıcağına anında verilmez hem de verilmeden önce en azından aklı başında bir ekip tarafından enine boyuna tartışılır. Halkın haber alma özgürlüğü kadar genel toplumsal menfaatlerin korunması da bir o kadar önemlidir. Bir haber tüm halkı çöküntüye sürükleyecek travmatik özelliklere haiz ise çoğu zaman haber ya verilmez ya da "yumuşatılarak" verilir. Bunun en güzel örneği İkiz Kuleler saldırısında medyanın cesetleri hiç ekranlara taşımama kararlılığıydı. 

Şimdi herkesin muhabir olduğu bir dünya düzeninde hem de bunu anında yayınlayarak hiçbir denetime muhattap olmadan herkesin erişimine sunma lüksü söz konusu olduğunda kitlelerin sokağa dökülme olasılığı da fazlasıyla artıyor.

İşin ilginç tarafı ise sosyal medyada insanların sadece kendi çevrelerinden gelen verileri değerlendiriyor oluşları. Çünkü bu durumda kendi çevresindeki hemen hemen herkes aynı konuyu konuşmaya başlayınca insanlar bunun tüm toplumu etkisi altına almış çok büyük bir olay olduğu yanılgısına düşerek ciddi bir psikolojik travma ile karşı karşıya kalıyorlar. Propagandanın en önemli aracı olan "verinin ısrarlı tekrarlanması" süreci ile karşı karşıya kalan bu insanlar kendi çevrelerindeki herkesin aynı sözleri, aynı fotoğraf ve videoları paylaşmasına kayıtsız kalamayarak kendisini acilen aksiyona geçme hissi ile karşı karşıya buluyor.

Ama internette kopan o deli fırtınaya rağmen bunun sokağa yansımasının bu kadar küçük olmasının en önemli sebebi de internet kullanıcılarının kendi dar çevrelerini tüm ülke zannediyor olmaları.
Bu yüzden internetin hem 30 Mart seçimlerinde apaçık görüldüğü gibi hem de önümüzdeki birkaç seçim sürecinde daha çok net şekilde ortaya koyulacağı gibi sayısal bir üstünlüğü bulunmuyor.
Evet internet gündem belirliyor. Evet internet siyasete yön vermeye çabalıyor ama ne tam anlamıyla internet ne de onun bir aracı olan sosyal medya kitleleri peşinden sürükleyecek argümanlar geliştiremiyor.

Rahmi VİDİNLİOĞLU / 23.05.2014